Beşiktaş camiası son dönemde artan huzursuzluk ve tepkilerle çalkalanırken, teknik direktör Sergen Yalçın’ın geçmişte dile getirdiği “Herkes güçlüden yanadır” sözü, tribünlerdeki ve sosyal medyadaki atmosferi açıklayan adeta bir kehanet gibi yeniden gündeme oturdu. Siyah-beyazlı taraftarların kulübe ve takıma olan desteğinin, sahadaki güce ve performansa doğrudan bağlı olduğu gerçeği, mevcut durumda kendini bir kez daha net bir şekilde gösteriyor.
Takımın inişli çıkışlı performansı ve özellikle beklentilerin altında kalan sonuçlar, Beşiktaşlı taraftarların sabrını zorluyor. Son zamanlarda Kartal Yuvası önünde gerçekleşen protestolar ve sosyal medyada yankılanan sert eleştiriler, bu ‘güç denkleminin’ en somut örnekleri arasında yer alıyor. Taraftar, aidiyet duygusu yüksek olsa da, mücadeleci ve başarılı bir takım görmediğinde eleştiri oklarını yönetime ve futbolculara çevirmekte tereddüt etmiyor.
Beşiktaş Tribünlerinde Yankılanan Sözler: “Herkes Güçlüden Yana”
Sergen Yalçın’ın bu sözü, futbolun acımasız gerçekliğini ve modern taraftar psikolojisini özetliyor. Artık sadece armaya duyulan kör bir sadakat yerine, taraftarın takımdan beklentisi başarı, mücadele ve sahadaki ‘gücü’ hissetmek üzerine kurulu. Takımın zayıf kalması, potansiyelini sahaya yansıtamaması veya şampiyonluk yarışından uzaklaşması durumunda, bu sözün doğruluğu bir kez daha kanıtlanıyor. Taraftarın desteği, çoğu zaman sahadaki başarıyla doğru orantılı olarak artıp azalıyor.
Ne Zaman ve Neden Destek Tamdı? Geçmişten Gelen Dersler
Beşiktaş tarihine bakıldığında, taraftarın tam desteğini arkasına aldığı dönemlerin ortak bir özelliği bulunuyor: takımın ‘güçlü’ olması. Örneğin, Şenol Güneş döneminde kazanılan iki şampiyonlukta, Slaven Bilic’in yarattığı mücadeleci ruhta, Mircea Lucescu’nun şampiyonluk getiren kadrolarında veya hatta kısa süreli Vicente del Bosque macerasındaki potansiyelde, tribünler her zaman doluydu ve takıma olan inanç tamdı. Bu dönemlerde Beşiktaş, sahadaki oyunuyla rakiplerine üstünlük kurabilen, her maç galibiyet parolasıyla çıkan ve taraftarına heyecan veren bir takımdı. İşte bu “güçlü” imaj, taraftarın koşulsuz ve coşkulu desteğinin ana kaynağı oluyordu.
Güçsüzlük Dönemlerinde Taraftarın Tavrı
Ancak takvimler, Beşiktaş’ın sahadaki gücünü yitirdiği dönemleri işaret ettiğinde, durum dramatik bir şekilde değişiyor. Şampiyonluk yarışından erken kopan, ligde istikrarsız sonuçlar alan veya Avrupa kupalarında beklentilerin altında kalan bir Beşiktaş, taraftarın tepkisiyle karşılaşıyor. Bu tepki, bazen stadyumda ıslıklama, bazen sosyal medyada eleştiri fırtınası, bazen de protesto eylemleri şeklinde kendini gösteriyor. Bu durum, taraftarın kulübüne olan sevgisinin azaldığı anlamına gelmiyor; daha ziyade, büyük Beşiktaş camiasına yakışır bir ‘güç’ ve ‘mücadele’ görme arayışının bir yansıması olarak okunmalı. Güçlüden yana olmak, sadece başarıya tapmak değil, aynı zamanda favori takımından beklediği performansı ve duruşu sergilemesini istemek anlamına geliyor.
Beşiktaş Yönetimi ve Oyuncularına Düşen Görev
Bu bağlamda, Beşiktaş yönetimi ve futbolcularına düşen en önemli görev, sahada yeniden ‘güçlü’ bir takım inşa etmek. Taraftarın beklentisi sadece puanlar değil, aynı zamanda kimlikli, mücadeleci ve galibiyetlere aç bir Beşiktaş görmek. Bu gücün yeniden tesis edilmesi, hem saha sonuçlarını iyileştirecek hem de Sergen Yalçın’ın sözlerinin aksine, taraftarın koşulsuz desteğini yeniden tribünlere ve tüm camiaya taşıyacaktır. Beşiktaş’ın geleceği, bu ‘güç denklemini’ doğru çözebilmesinde yatıyor.